7 Mayıs 2016 Cumartesi

Dümdüz Bir Çizgi



Dümdüz Bir Çizgi

       Tüm havayı içine çeker körük, sonra hızla üfler ateşe. Şişip patlamaktansa, içindekileri dışarı atmak gibisi yok. Kafanın üstünde alçak irtifada seyreden her düşünceyi, kelimelere döküp yüzleşme kısmını saymazsak bu yazma işi için hafifletici bile denebilir. Hala alışamadım. Tek tük okunuyor oluşu daha garip. Şöyle bir bakınca sürekli bir yargıya varmak kaçınan, çekingen cümlelerin toplamı yazdıklarım.
        Ne alâ değil mi? Çeyrek asır yaşa ve bir kavramın bile tanımını yapabilecek beceriye sahip olma. Öznel olan tanımlardan bahsetmiyorum elbette. Yoksa tabi ki umut hala insanın kendine yakışanı giymesi! Bu durum bana utanılacak bir şey gibi geliyor. Devrik cümle kurmamayı beceremedim, ama hiç değilse o cümlelerimi düzeltmeyi öğrenmeye başladım. Neredeyse düz bir çizgi gibi gidiyorum derimin altında. Ahab'ın kırlardan uzak, huzurdan uzak hayatını yaşıyorum. Azıcık kafamı kaldırıp bakınca, kazıklanmış bir adamın şaşkınlığı ve öfkesi kaplıyor içimi. Ne seni beğenebiliyorum ne de kendimi. Bildiğin olmamışlık paçalarımızdan akan. Bahane göt gibiymiş, herkes de bulunurmuş öyle diyor. Delinen bir sandalı bezle tıkar gibi, eksik kafalarımızı bahanelerle tıkıyoruz. Hatta ana maddemiz bile ahşaptan çok bez olmuş haberimiz yok.
         Nasıl da özgürüz, iki nokta arasına döşenmiş raylarda giderken! Bizi ne çok kandırdılar, biz de ne çabuk kabullendik. Çaldırdığımız hayatları, istedikleri gibi yaşatırlar. İnsan üzülüyor korkak oluşuna, aptal oluşuna. Biz de o kadar yok ki erdemler, sahiplenemeyip ancak övüyoruz onları. Odin gözünün tekini vermiş pınara. Kesemezdik bir parmağı, hatta bir saçı.
         Lafımız atmosferde bir yerlerde, planlarımızın bebekleri ölü doğuyor. Unutulmuyor sözlerimiz, birileri sonsuz mavilik gibi saklıyor onları gözden uzakta. O kadar dürüstüz ki söyleyemiyoruz ne sevgimiz ne de nefretimizi. Platonik aşklar gibi zehirliyorlar içimizi. Yunus'tan içeri bir Yunus varmış da bazısı plastik top gibi. Bazısı matruşka. Bir yerlerde güzel kardeşler var. Gözleri engin dünyalarının anahtar delikleri gibi, cüret edip de içine bakınca ne yapacağını bilemezsin. Dut ağaçları gibi dökerler meyvelerini sen istemeden. Niceleri üstüne basıp geçer o meyvelerin. "Meraklısına" diye satsa paha biçemem ben ama kimse görmez ki onların tezgahını. Fark etmek lazım onları. Çekici örse vurur gibi konuşurum, onlar  benzemez bana.
         Harcamaya alıştık, kıymet bilmeye değil. Nasırlı ellerimize ipek mendilleri yakıştırdık. İpek çul oldu elimizde. Yasını tutmadık, yedeğini buluverdik hemen. Ellerimizin nasırı hiç geçmedi, belki bir evsiz mendilleri birbirine dike dike battaniye yaptı. Ne huzur verdik ne de bulduk düşününce. Hissetmeye zorlayıp, zorlanıp kandırdık ve kandırıldık. Ne yaşamayı becerebildik ne de ölmeyi. Dünyanın verdiği havayı esirgedik başkasından, boğazına yapıştık. Tüm çılgınlığa, ahmaklığa sırt çevirdik. Sokak ortasında dayak yiyen bir kadına sırt çevirir gibi. Devam etmek zorundaymışız gibi, "Bunlara takılırsan kafayı yersin abi." diyen tiplerden olduk çıktık. Fark ettikçe ezile ezile yaşıyorum. "celebrate this chance to be alive and breathing" = Kutla bu nefes alma ve hayatta olma şansını. Dümdüz çevirince böyle bir şey çıkıyor. Birileri bizden önce bir çok şeyi söyledi. O yüzden ondan dinleyin.

Tool - Parabol & Parabola
https://www.youtube.com/watch?v=tvqOTjq0AjE

Tablo: Caspar David Friedrich - Buz Denizi

Hiç yorum yok: