17 Aralık 2015 Perşembe

Biliyorum, Oradasın



Biliyorum, Oradasın

     Benim içim yıllardır yaptığım "ayıya dayı dememe işi" hiç kârlı olamadı. Hiçbir şeyin gururumu incitmesine izin vermemeye çabaladım uzunca bir süre. Zaman zaman çok aptalca şeyler yapıp kendi adıma utandım, kendime acıdım o ayrı. Okul benim için hep zor bir süreç oldu. Gururumun belki de en çok ezildiği yerlerin adıydı ne de olsa. Hiç öyle iyi okullarda okumadım. Sırf ilköğretimde 4-5 okul değiştirmişimdir, Nicolas Anelka'nın öğrenci versiyonuyum. Hep sorunlu hocalarla muhattap oldum. Sonuçta iyi okul tanımım bile değişti. Hocaların branşlarında yeterli ve iyi insanlar olmasını beklemiyorum, öğrencilere sorun çıkartmıyorlarsa o okul benim için iyidir.

Bir işi başlayınca bitirmek gerek. Katılmayanlar olacaktır, ama bilsinler ki ben zamanında pek çok yoldan geri döndüm. Hata ettim. Bitirmek için uğraşıyorum okulu. Kimseye dalkavukluk yapmadım ama saygısızlıklarına tahammül etmeye alıştığımı görmek kendime olan saygımı sorgulatıyor artık. Hakaret, küçük görmek falan ağır şeyler. Ha doğrudan bana kimse bulaşmıyor, topluluğa yapılınca sindirebiliyor insan iğrenç bir şekilde. Sustuğum her gün bir şeyler azalıyor biliyorum. Sona bu kadar yaklaşmamış olsam dayanamazdım sanırım.

Girdik işte bir yola, başka yollarda bu kadar ilerlemeyeceğim eğer koşullar benzer olursa. Kendime sözümü not düşmüş olayım.

---------------------------------------------------------------------------------------------

Etrafa bakmak, kafamın içine bakmak kadar keyif vermiyor bu aralar. İnsanların hayal kırıklıkları da hayalleri kadar alıntı-özenti olmuş. Ellilerinde bir adam "2000lerde uçan arabalar olacaktı." diye saçmalıyor. olmadı, olsun diye çaba da göstermedin zaten neyin tatavası. Boş geyik rezalet bir şey. Uçan arabalar umrumda değil. Bir gün herhangi bir yere gitmeden o yerin tecrübesini edinebileceğiz belki. Yemediğimiz yiyeceklerin tadı, koklamadıklarımızın kokusu bize gelecek. Daha geniş yada en azından daha özgün bakabilmek gerek hayata.

---------------------------------------------------------------------------------------------

İnsanlarla uzlaşmakta zorlanıyorum. Her hareketimin, her sözümün bir izahatı var elbet. Ama muhattaplarımdaki bu izahatlar çok farklı oluyor nedense. Bana yakıştırdıkları durumlar, söylediklerimden çıkardıkları anlamlar öyle rahatsız ediyor ki. "Acaba sadece yalnız hissetmemek için mi hayatlarında varım?" diye sormadan edemiyorum. Ha sonra ne oluyor... bu huzursuz durumu sonlandırmak için ağzımı açıyorum, anlatmaya çalışıyorum. Anlamamakta inat edilince yoruluyorum, susup daha fazla karşılıklı kırılmamayı-kırmamayı seçiyorum. İletişimsizlik kötü şey. Volkan Konak gibi "çekilmez bir adam" mı oldum?

------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hayat bir şekilde geçiyor. Ama hepimizinki yanlış şekilde geçiyor. Keşke tüm şartlanmışlıkları, aptal mecburiyetleri bir kenara atabilsek de insanca yaşayabilsek. İnsanlardan nefret ediyorum, ama ümidimi de kesemiyorum. Hoşça kalın.


Not: Fotoğraftaki köpeğin adı Kadayıf. En azından Gezi zamanında tanışıp taktığım ad bu. Köpek fobim olmasına rağmen sevebildiğim nadir köpeklerden. Gören benden selam yollasın.

Hiç yorum yok: