31 Ağustos 2015 Pazartesi

Ne Fark Eder

          Kalabalık yaya yollarında insanlara bakıyorum. Yanımdan geçen herhangi bir insanın hayatımın aşkı olma ihtimali azımsanmayacak kadar çokmuş. Öyle demişti dostum, istatistiğiyle beraber. Haliyle şu zamana kadar binlerce kişiyle aynı yollardan geçtim. Ama hatırladığım yüzlerden hiçbiriyle duygusal bir bağ kurmadım. Sabun köpükleri içindeyiz diye düşünüyorum uzun zamandır. Birbirine dokunmadan geçen binlerce hayat. Patlasa o küreler belki bir şeyler olacak. Adını bilmediğin, sesini duymadığın  yabancılarla bu yaşanınca garip bulmuyorum elbette. Bazılarıyla onlarca kez bir araya gelip, birbirimize selamdan fazla bir şey veremediğimiz insanlarız. Bunu biraz daha fazla garipsiyorum. Ancak daha tuhafı aynı hayatı paylaşıp, aynı sosyal çevrenin insanları olarak birbirimize yararı boşvereyim, zarar bile veremiyoruz. En azından etkin olarak. Adeta köpükler biribirine değiyor, esniyor ve yoluna devam ediyor gibi.
          Sende yoksa, ben sana onu veremem diyorum. Belki yüzeye yakın, belki ta derinlerde ikna edilmeyi bekleyen bir şey varsa sende, ben ancak ona etki edebilirim. Keza sen de benim için öyle. Bu konu uzun süredir kafamda, şu an irdeleyip aptal çıkarımlar yapacak değilim. Hormonsuz düşünce olsun, zamanla olgunlaşır.
          "Ateşten yandığımız zaman çığlık atıyorsak, çığlık atmak bizim asıl doğamız değildir bu." Necip Mahfuz'un şu sıralar okuğum bir romanından.
          Burası bir başka. Kimse sormuyor nedenini cümlelerimin, ben de kendimi sorumlu hissetmiyorum yazdıklarımdan. Özgürlük değil bu ama bir şekilde iplemediğim noktaya bırakıyorum bir şeyleri diyelim. Alışkanlıkta yapacak gibi. Bir gün insanlara söyleyecek lafım kalmazsa şaşırmam. Neticede pek az şeyden eminken, başkalarıyla doğrudan iletişim kurarak paylaşmak pek sağlıklı gelmiyor.
          Beklentisizce yazınca, sonuçtan memnun olma isteğim yoktu. Uzun süredir üzerimde olan ölü toprağını atabildim, kendi işlerime odaklanabildim. Böyle günlük tutar gibi yazıyorum, yanlış anlaşılmasın. Olur da aynı sıkıntılardan muzdarip bir adam okursa, ona bir kurtuluş alternatifi sunmak amaç.
          Sese dönmüş sözcüklerim daha boş geliyor, sonuçta kendime anlatıyor olmuyorum o zaman. Evet, kendi kendime konuşmuyorum. Ama ağız illa açılacaksa kulakların kıymeti de bilinmeli. İsteyen okur, istemeyen okumaz diye hor kullanmamak da lazım kimseyi. Eyvallah

Hiç yorum yok: