28 Ağustos 2015 Cuma

Deneme 1... 2...

         

         Yanıp sönen imlece bakıp, durup düşünmenin ne anlamı var ki şimdi? İstediğim kendimi düzeltmeden, kelimeleri törpülemeden aklıma eseni bir yere dökmek. O yüzden fazla anlamsız yazmak için beklemek.

         Tüm insanlığın duyacağı bir mesaj verme şansım olsa ne diyeceğimi bilemem, yıllarca düşünürdüm demiştim kısa zaman önce. Sanırım biraz serbestliğe ihtiyaç var ve ben onu bu blog muhabbetinde bulabileceğim. Kimsenin dinlemek istemeyeceği her türlü hikayem, düşüncem, fikrim burada takılabilir. Ne demiş Shrek "İçinde kalacağına dışarı çıksın.". Benimki de o hesap işte.

         Hep yürürken gelir aklıma bir şeyler. Yüzmeden soluyamayan balıklar gibi benim de olayım bu herhalde.
.
         Dedemle anneannem şehir merkezine pek yakın olmayan bir köyde otururlardı. Yaşım en fazla 6. Dedeme gırtlak kanseri teşhisi koyulup da saatler süren ameliyatta -o  zamanlar anlam veremediğim- o cihazın takıldığı zamanlar. Ondan önce dedem nasıl konuşurdu, nasıl bir adamdı hatırlamam. Emekli bir bekçi. Hakkında bildiğim tek özellik belki de bu.

         Yağmurlu bir günde dedemin yanındayım, yılbaşında babamların hediye ettiği buggy tarzı radyo kontrollü aracı da götürmüştüm oraya. İkimiz halı üzerinde çemberler çizerek onu sürüyoruz. Dedem hangi hikayelerini anlatırdı katıla katıla güleceğim bunu asla bilemeyeceğim ama o gün biz mutluyduk. Bayramlarda ziyaretine giderdik. Bana o üzerine Samsun'daki mi Ankara Ulus'taki mi hangisi bilemiyorum Atatürk heykelinin basılı olduğu yüz bin liralık banknotu verirdi. Benim için "yüz bin lira" değil de "atlı para" idi adı. Daha büyük paraları da vermeye çalışırdı ama ben illa da yüz bin liralığı alırdım.

         O anımdan birkaç yıl sonra dedem öldü, ondan önce de o oyuncak araba. Dedemin öldüğünü annem bana şehirlerarası bir otobüste söyledi, Ankara'ya pek yakınken. Olgunlukla karşılamış gibiydim. Ağlamadım, konuşmadım da. Asıl olan ölüm benden birini alınca ne yapmam gerektiğini bilemeyip o boşluğa çaresizliği koymamdı belki. Ha o yüz binlikleri de hiç saklamamıştım.

         Bazı şeylerin değeri, artık seninle olmadıkları zaman anlaşılıyor belki de. "Kaybedince daha çok seveceksin" diyor Leyla the Band. Belki haklıdırlar da, kaybetmemek lazım. Zaman bir gün öğretiyor değerini bir şeylerin. Yoksa bugüne kadar dedemin hasretini çektiğim de yoktu. Ama yalan yok, özlüyorum şimdi.

         Aklımda bir şeyler daha vardı, ama o da artık başka zamana. Hayır okudun da ne oldu?

   

Hiç yorum yok: